Chamalu

Yürek yol’umda..

Yürek yol’umda.. karlı, buzlu kış ortasında aşk ile açmaya niyet etmiş gonca gül misali.. Değerimizi anlıyorum..” ❤
Yürek yolumdaki bu gül gibiyim dondurucu, sert, sevgisiz görünen yalnızlaştırıcı soğuğa rağmen dimdik ayakta.. Öz’e güvenle..
Yüreğimdeki acıyı severek, hissederek, daha da bilmeye, an’lamaya, yaşamaya niyet ederek öz’gürlüğümce, yüreğimce çıktığım yolda, ilk günüm yeniyi keşfedip uyumlanmak ile geçti.. Hımm.. buarada sürpriz demiştim ya! Ben 3 yıl önceki şamanik şifa yolculuğumun vizyonunda kendimi dönüştürüp yenilendiğim yer olarak gördüğüm Tailand’a geldim!! Gezi notlarımdan gördüğünüz ve.. ya da yakında gaiajourney.com blogumda göreceğiniz şeyleri yaşarken, keşfederken, hissederken.., bir yandan da hep farkımdayım acımın.. O beni yüreğimdeki o en duyarlı kutsal yerden hakikate taşıyan Dünya güzeli bir gonca gül.. İstanbul’da son günümde yağan karda bahçemde gördüğüm gonca gülün bana anımsattığı o en saf yüreğimizdeki püripak elmasın en değerli pırlanta parçası gibi titreyerek algılıyorum sevgi ile hayatı bazen çok yoğun.. Çok sevdiklerimin yüreğindeki öz’ü, ruhu, Can’ı görerek, bilerek, hissederek, yaşayarak.. Kendimce.. Onlar hiç bilmese de.. Farketmese de. Bul’uşuveriyorum O’nlarca yüreğimde.. Aşk ile.. ❤
Gaia Journey yolculuğumda geldiğim Bangkok/Tayland’da ikinci günümün sabahında.. Daha da doğrusu, uykusuzca geçen ikinci gecenin baş ağrılı sabahında.. Tüm gece yoğun ihtişamıyla yüksek volümlü eğlence seslerinin hiç dinmediği meşhur gezgin bölgesi Khao San Road’un tam göbeğindeki otelimin capcanlı yoğun gürültülü odasında zar zor sabaha karşı uyuyup da sıcak nemli güne eşsiz başağrımla uyandım.. Oraya mı gitsem sarayı mı gezsem? Yoksa bir sonraki rotamı mı belirlesem? Buraya boşa mı geldik? Bir an önce git gör gez şu meşhur yüzen marketi! Yok dur!! bugünü burada geçir!! yaw sen değil miydin akışta olucam diyen al işte yine migren tuttu!! Hani zorlamicaktın kendini?! Diye bütün iç baş karakter seslerim beni bir o yana bir bu yana çekiştirirken!! Bir anda farketim ki ben sizi Öz’ledim.. Veee.. Bu Öz’lemi takip ettim içimde.. Kalbimde.. Bakın “yüreğimin yolu” (chamalu) beni nerelere götürdü.. İçimde.. ❤
……
Hayat o kadar anlamsız ve boş geldi ki bir anda.. Niye buradayım niye böyle bir şey yapıyorum niye yeni bir şey daha yapmak istiyorum. Herşey bir aynı göründü ki gözüme sormayın!! Herşey bir öncekinin ya da yıllar önceki yaptıklarımın yaşadıklarımın bir tekrarı, bir aynısı ve bir o kadar boş, bir o kadar da anlamsız!! Aynı insanlar, aynı mekanlar, aynı bedenler, aynı ruhlar, sanki sadece kılıf değiştirmiş, ya da farklı bir görüntü, ad ve renge bürünmüş ama aslında aynı ve sadece tekrardan ibaret!! Ay bu çok rezil bir duygu!! Rezil bir durum!! Bomboş!! Ve.. Anlamsız!!.. Ve.. Sıkıcı!!
Sonra düşündğm.. Hep bir özlem…bir hasret.. Asla tatmin olmayan ya da oldurulamayan..
İşte tam da burada.. Anladım.. Aşk. Aslında sadece bir anlam arayışı.. Bu boş ve aslında kişiliksiz benliklerimize bir anlam katma çabası.. Derinleşmek ihtiyacı.. Derinleşip de bu sıradanlıktan öte bir anlam, bir his, bir şey!! bulma ihtiyacı… Yoksa çok acı verici bu yaşam bu beden bu tekrarlar.. Biteviye.. Hep aynı. Hep yüzeysel.. Hep bir boş.. Hep bir anlamsız.. Niye yapıyoruz ki hergün yaptıklarımızı? Niye yaşıyoruz ki bu hayatları? Niye elliyoruz ki bu bedenleri? Niye yürüyoruz ki bu yolları? Niye tüketiyoruz ki tüm bu yaşamı? Hep bir şey bulma ihtiyacından değil mi ki? Hep olanın, görünenin, hissedilenin, yaşanılanın ötesinde bir şey farketme, görme, bulma, hissetme ihtiyacı ve çabası.. Ne için tüm bunlar? Mutlaka “bir şey” olmalı!!.. Bilmediğim, anlamadığım, görmediğim, hissetmediğim, keşfetmediğim.. Çok yazık! Bunca yolu boşuna gelmişim!.. Hiçbir şey farklı değil.. Her şey aslında aynı!! Özentilikten günlük yaşamın her anına dek “her şey aynı” göründü bir anda gözüme.. Sadece biraz daha çekilk gözlü, farklı ten renkli, belki kısa ve zayıf, çarpık bacaklı, ya da sıcak nemli baskıcı, açık güneşli ya da kapalı bulutlu, acı ekşi hafif ya da tatlı soğuk yoğun.. Ne farkeder insan, mekan ya da yediklerin.. Hissedemedikten sonra.. Bana sen gerek.. Sadece sen.. Görmüyor musun?! Donuyorum, soğuyorum, ölüyorum.. İçin için yanan ateşim sönüyor.. Gitgide anlamsızlaşıyorum.. Herşey bomboş bir kuru tahta gibi.. Anlamsız, değersiz ve boş.. Kuru, donuk, soğuk ve neredeyse ölü.. Tek şey var içimi ısıtan, bana canlı ve var olduğumu hissettiren.. Aşkın.. Aşk dediğin de ne ki? Beni sana çeken içine girip de oradan derinlerine doğru çekilmeme sebep olan ve görünenin altında daha daha daha da derinlerde.. iyice derinlerde “bir şey” bulma ihtiyacından gayrı?! Öyle bir şey ki bana anlam katsın, değer katsın, can katsın, ruhumla buluştursun, özgürleştirsin, rahatlatsın, coştursun, anlamlılaştırsın.. En derinlerden çıkıp gelen ve tüm benliğimi, bedenimi saran acımı dindirsin.. Beni bana anlatsın.. Seni bana anlatırken.. Beni bana katsın.. Seni bana katarken.. Aslında nasıl da bir, güzel ve anlamlı olduğumuzu göstersin, hissettirsin, yaşatsın.. Rahatlatsın acımı, acımızı dindirirken.. Birleştirsin.. Bizi birbirimize katsın.. Eritsin.. Birbirimizle buluşturup içiçe geçip birbirimize karışırken.. Yok olurken.. Aslında yok olduğumuzu ve tek ihtiyacımızın doya doya şu nemenem en derin yokluğu hissetmek ihtiyacımızdan geçtiğini ve tüm acımızın bu olduğunu farkettirip.. Gerçekte en derinden bildiğimizi şimdi ve burada tamamen teslim yaşatırken. Yokluğun hoşluğu.. Gerçekliği.. Güzelliği.. Anlamlılığı bizi sararken, içten dışa nasıl da güzelleştiğimizi.. Anlam’lılaştığımızı.. Can’landığımızı.. Öz’gürleştiğimizi.. Bul’uş’tuğumuzu.. Sev’işirken.. Sevgi ile Bir olup da dolup doyduğumuzu… Ol’duğumuzu.. O geçkinlik halimizde yegane tek gerçek O’lanı Öz’ümüzü tanıdığımızı.. Bil’diğimizi.. An’lamlandığımızı hatırlatsın bize.. N’olur izin verelim buna!.. N’olur yaş’ayalım!! N’olur Can’lanalım biraz.. Görmüyormusun Öl’üyoruz her an!! An’lamıyor musun Öl’üyüz zaten aslında.. ve.. Yok’uz!! Bir’er Hiç’iz aslımızda bu suretlerde çabalayıp dururken.. Donup kalmışız içimizde.. Tıpki bir türlü tam açamayan bir gonca gül gibi an’da öylece donup da kalmışız kış ortasında zamansız açmaya çalıştıkça bir başımıza.. Issız.. Soğuk.. Sert.. Donuk.. An’lamsız.. Sev’gisiz..
Yaşamsız.. Bomboş.. Öylece.. Can’sız.. Yitik.. Ölü.. Değersiz.. Aşk’sız.. O’nsuz..
An’lasana.. Tek çare Biz’iz.. Şimdi.. Sadece.. Sevgi.. Öz’gürce..her yerde herşey O’lan Ol’dukça.. Ve Ol’duğumuzca.. Farket.. Farkedelim ki.. Yaşayalım.. Şimdi ve burada.. Sonsuzca.. Aşk’la.. Doğalca.. Ol’an’ca.. Çünkü tek gerçek şey bu.. İnan’san da.. İnan’masan da.. Hisset yeter ki.. İz’in ver.. Sevgi ısıtsın içimizi.. yoksa donuyoruz içimizdeki gül gibi.. defalarca tam açamadan.. O’lamadan.. Değer mi?!.. Daha kaç kere daha gidip de gelicez O’lmayı hatırlamaya.. Yetmez mi?!

Not: Hadi şimdi toparlanıp oda değiştirme vakti.. Yoksa bu gece de uyumazsam yarın değil iz sürüp de gezgin olmak bu gidişle zombi gibi dolanıcam Dünya üzerinde:) sevgi ile sağlıcakla hoşçakalın yüreklerde buluşana dek yine.. Aşk ile.. ❤
Thailand – Bangkok

Bunlar Da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Bırakın