Voyage Voyage

Uçan balonlar ile yolculuk.. ama nereye?

Sabah 4.00 de kalktık.. Üzerimize olabilecek en kalın giysilerimizi geçirip buz gibi sabah ayazında elimizde fotoğraf makinaları gözümüzde uyku, hayalimizde uçan balonları görme heyecanı düştük yola.. Kapadokya’nın kuru soğuğu hiçbir yere benzemiyormuş. İçime işledi.. Ve ben onu çok sevdim. Bana iyi geldi eve döndükten sonra bunu daha da iyi anladım…
Otelimiz ile balonların havalanacağı mevkii arası otobüsümüz ile 45 dk ile 1 saat arası sürdü.. Vardığımızda ilk iş fotoğraf makina ayarlarımızı karanlıkta çekime uygun hale getirip indik devasa balonların uçuşa hazırlandıkları alana.. Hava buzzzz.. Ensemde açık bulduğu daracık bir yerden kemiklerimin içine dek ince bir sızı gibi işledi bir anda.. Etrafı keşfedip biraz da donmamak için hareket edeyip derken birden wfuuu.. Diye tarif edebileceğim bir ses ve devasa bir ateş parlaması biraz ötemde zifir karanlığın içinden.. Adeta büyülendim muhteşem ateşin görüntüsüyle.. Sirklerde ateş oyunları yapan kara korsan kılığındaki hafif ürkütücü ama bir o kadar gizemli ve merak uyandıran ve ağzından ateşler çıkartan bir ateş oyuncusunun sihirli gösterisindeki küçük bir çocuk gibi öylece büyülenip kalakaldım orada.. Sonra içimi yoğun bir heyecan kapladı.. İçimdeki çocuk uyanmıştı artık! Evet nereye gelmiştim ben?! Büyüleyici periler diyarında, usta sihirbazların büyüleyici hikayelerinden, masallardaki çocukların hayallerine geçiş yaparcasına heyecanla koşturmaya başlamıştım. Bir o yana… pufffff… Bir devasa alev patlaması ve ardından tüm renklerin karanlıktaki büyüleyici dansı gibi şişmeye başlayan balonlardan zifiri karanlıkta parlayan ışık yansımaları.. Gözüm kamaşıyor.. Seyretsem mi? Fotoğrafını mı çeksem tereddüt ediyorum.. Sonra bir de bu yana…wufuuuu!! Arkadan bir ses daha tüm o sessizlikte alıp çekiveriyor beni öteki tarafa.. Orada ne için bulunduğumu hatırlatan içimdeki sorumluluk sahibi ses “hadi çek fotoğraflarını.. kaçıracaksın tüm bunları az sonra gün ağaracak..”diyor..
Başlıyorum çekmeye tutku ile, heyecan ile, içimdeki çocuğun tüm coşkusu ile.. Sonra arada kontrol ediyorum nasıl diye.. Hiç de istediğim gibi değil.. Zira o kadar güzel, büyüleyici, muhteşem ki gördüklerim.. Çok boyutlu büyükeyici görsellikte bir filmin içinde yer alır gibi hissederken kendimi, elimdeki kameranın içine sığdırabildiklerim beni tatmin etmiyor. Biraz hayal kırıklığına uğruyorum açıkçası.. Benim bu işi çok daha iyi öprenmem lazım diyorum içimden.. Ustalaştığımda bu büyülü anları çok daha iyi ve yoğun duygularımla birlikte aktarabileceğim fotoğrafa.. Ve o fotoğrafa bakanlara diye netleşiyorum zihnimde..
Derken bir bakıyorum hava yavaş yavaş ağarmaya başlıyor ve en muhteşemi de tüm balonlar yolcularını alıp tek tek yükselmeye başlıyor.. Ve tüm bu büyüleyici atmosferin tam ortasında küçücük bir çocuk gibi kalan ben, kendimi kaybediyorum.. Zaman mekan bilincim falan kalmıyor.. Hepten bir oluyorum havalanan rengarenk balonlarla, gökyüzüyle, havayla ve o anda .. yer gök bütünleşiyor bilincimde.. Öylece yaşıyorum o anı.. Sonsuzca.. Ve dalıyorum büyülü hallerden öteye, özgürleşmenin gerçeklik boyutuna… İşte tam o anda gerçekten var olduğumu ve herşey ile tastamam bütünleştiğimi hissediyorum.. Kamerada benim gözümün uzantısı zaten aslında.. Yeterki kalbimi açıp da fotoğraflayabileyim.. Bir anda hem herşeyin içindeyim hem de herşeyin dışında.. Herkesten herşeyden özgür.. Sanki sadece ben varım koca evrende.. Kendimi dışarıdan görmeye başlıyorum bir yandan da.. Sesler iyice uzak.. Hatta ses yok havada.. Sadece sonsuz gökyüzünde özgürce, hafiflikle, huzurlu bir neşe ile süzülerek uçan balonlar ve ben.. Ve duygularım.. İyi ki buradayım diyorum, durumun bilincine varıp.. İyi ki bu anı yaşadım.. İyi ki kendime bunu yaşama hediyesini verdim.. Bu an çok özel bir an.. Farkediyorum..
………
Kapadokya’da fotoğraf atölyesiyle yaşadığım o büyülü anın üzerinden sadece birkaç hafta geçti.. Her an yeniyi hayatıma daha çok kabul ettiğim bir dönem yaşıyorum.. Bu süreçte yeniyi yaşamak için de hayatımda daha çok yer açmaya ihtiyaç duyuyorum doğal olarak.. Eskimiş, hayatımdaki işi artık bitmiş, bana bir faydası kalmamış, görevini tamamlamış, geçmişte kalması her anlamda hayırlı olan ne var ne yoksa, artık hayatımdan doğal olarak göndermeye niyetliyim.. Çünkü ben artık yeniye, taze ve bundan donra benim için daha iyi olana açığım.. Eminim hayat da beni uzun zamandır bu an’a hazırlıyor.. Ve oturup kendimi dinlemeye karar veriyorum.. Kalbimin sesini duymayı ve onun gerçekliğinin izini sürmeyi.. Ve yola çıkıyorum, içimde bu sefer de.. Kalbimin herşeyi benden daha iyi bilen ve doğalca anlamamı sağlayan merkezine doğru.. Kendimi daha iyi anlamaya niyet ediyorum bu süreçte, yürek yolumda ilerlerken..
……….
Artık hafifleme zamanı.
Fazla yüklerimizden kurtulup attıkça hafifleyip daha da özgürleşiyoruz. Tıpkı kum torbalarını attıkça hafifleyip yükselen, yükseldikçe gökyüzünde özgürce uçan seyahat balonları gibi..
Şimdilerde gaz ile hava basılarak yükseliyor bu devasa balonlar ancak olsun. Kapadokya’da onlarca balonun yükselişini izlerken hissettiğim hafifleme duygusunu hayatım boyunca hatırlayacağım eminim.. Rüya gibiydi.. Her biri sessizce yükselip süzülüyordu gökyüzünde.. Rengarenk kocaman balonlar.. Yerde kalıp onların ardarda muhteşem yükselişini izlerken içinde olmaktan da öte duyguları ve belki de fazlasını aynı anda yaşadım. Çocuklar gibi şenlendi ruhum, kalbim.. Huzur kapladı içimi.. Bu tatlı heyecan hiç de beklediğim bir etki değildi. Hazırlıksız yakalandım sanki bu mutluluğa.. Şaşırdım.. İçinde olup da yükselmeyi hayal bile edemedim. Fotoğraflarını çekmek için oradaydık.. Ve hangi muhteşemliği aynı anda çeksem diye oradan oraya koşturup duruyordum. Yine de yetmiyordum, yetemiyordum hepsinin güzelliğini yakalamaya.. O güzelim balonlar gündoğumu ile sonsuzluk hissi veren gökyüzüne, perilerin büyülü varlığını hatırlatan kayaların arasından süzülerek yükseldikçe, havanın sessiz gücü de beni büyülemişti resmen.. Nasıl bir mucizeydi bu.. Tüm hafiflemiş ruhların semaya doğal yükselişi gibi sessiz ve sakince, sonsuz mavilikte, beyaz pamuk yumaklarını andıran bulutcukların arasında bekleyen eşsiz meleklerin masumiyeti ile buluştu sanki tüm çocuksu hayaller.. Arada coşku dolu sevinç çığlıkları duyuluyordu balonlardaki yolculardan, perilerin bacalarından vadiye doğru yankılanarak yüreklerimizdeki coşkunun dili tutulmuşçası sessizliğine, inadına tercüman oluyordu sanki.. Özgürüm diyordu kalbim.. Özgürüm sonsuz coşku, haz, zevk, keyif hissetmekte.. Özgürüm tüm bu aşk ile dolu dolu yaşayıp, coşku ile dans etmekte.. İnadına tüm umutsuzlukların ötesine geçip seni çılgınlar gibi şaşırtmakta!! Hem de hiç beklemediğin anda. Yeterki sen beni özgür bırak. At artık üzerimdeki yüklerini şu zihninin üretip durduğu biteviye.. durmaksızın.. Acımasız kalıplarından özgürleştir beni de.. gör bak nasıl havalara uçuruyorum seni hayallerinden bile öteye.. Ansızın hiç beklemediğin anda ummadığın güzellikte anlarını yaşatıyorum sana hayatın.. Sen yeterki at üzerindeki ölü toprağını.. Bırak artık yaşamdan korkmayı.. Tüm bana ait olmayan, hiç de yakışmayan onca eski püskü giysiler misali giydirdiğin kılıfları at artık üzerimden.. Hafiflet beni.. Ben ya da benim sandığın ne var ne yoksa özgürleş artık.. Gerçek sandığın yalanları.. İyi sandığın sınırlamaları.. Doğru sandığın kuralları.. Tecrübe dediğin korkuları.. Geçmiş dediğin yanılgıları.. Gelecek dediğin kehanetleri.. Dost sandığın düşmanlıkları, en çok da ihaneti bırak da gel birlikte uçalım artık, özgürce sadece kendin olarak.. Bir ben olmak yeter de artar sana.. Anla artık ve uç benimle göklere sadece sen, ben ve yürek attıran sevginin özgür atlar misali dört nala ayak sesleri.. Yaşama sevinci tek gerçeğin izini sürmeye değer olan bunu bil yeter.. Gerisi de bırak sürpriz olsun.. Güven bana.. İnan bu yaşamaya değer.. Anla artık.. Sen yaşamaya değersin.. dedi yüreğim..
……

Bunlar Da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Bırakın