Chamalu, Gaia Journey, Gelişim

Şimdi Acımızı Dönüştürme Vakti..

“Şimdi Acımızı Dönüştürme Vakti.. Yol Acıdan Sevgiye Doğru İyileşme Yoludur..” ❤️image

İçimizde kanayan yarayı bulup da iyileştirelim artık.. Yoksa kanata kanata, kanırta kanırta, canımızı yaka yaka öldürüyoruz kendimizi!! İnsanlığımızı!! Hayatımızı yok ediyoruz! Acıya tutunmayı bırakalım artık! Ölüm korkusundan, hiç olma korkusundan, incitilme korkusundan, aşağılanmışlık korkusundan, rezilliğimizle yüzleşip eleştirilicez, sevilmicez, rezil olucaz, utançtan yerin dibine girip de yok olucaz korkusundan, dıştaki ile savaşıp durmaktan, içteki doğru söyleyeni, vicdanı, gerçeği susturup öldürüp dışa üstünlük taslamaya çalışmaktan, en çok da” adam sende”cilik ve omuz silkip “banane kardeşim”cilikten, bir özgürleşelim artık!!

Suçlanıp suçlanıp kendimizi savunmaktan, defanstan, korunmaktan bir özgürleşelim artık!

En çok da “zaaflarımızı” görelim. Zaaflarımızdan özgürleşelim!.. Kendimize dürüst olalım. Ölüyoruz sevgi sevgi diye de noluyor?!! Kabul edelim! Anlayalım bir kendimizi! Niye bu sevgi açlığı? Doymak bilmeyen bir sevgi ihtiyacı? Ne için? Niye doymuyor? Hem doymayan bir şeyi nereye kadar beslersiniz? Kaldırın o üst kabuğunu yaranızın, korkmayın bakın altında nasıl bir zavallı canavarcık yatıyor.. Sevimli, çirkin, yetersiz, aşağılanmış, hor görülmüş, gizlenmiş, saklanmış oradan sizi, beni, her birimizi idare ediyor ruhumuz bile duymadan!! İşte bu devir bitti artık! Şimdi değişim, dönüşüm başlasın!

O canavar var ya her birimizin içinde çook eskilerden konuşlanmış.. Bunca yıl yaşamış.. Artık onun görev süresi doldu arkadaşlar! Ama önce onu iyice bir görüp tanımak kabul etmek gerek. Kimine ye diyor, daha çok ye!! Onu da ye, bunu da ye, kendini de ye, kadını da ye, erkeğini de ye, ne varsa ye, sevdiğini ye!! Sevgi bu diyoruz adına sonra da!! Kimisi zafere doymuyor! onu fethet, bunu fethet, daha çok kazan, her şeyi al, hükmet, en çok sen kazan, ele geçir kullan!! Başarı zannediyoruz. Güçlü olmak zamnediyoruz. Zafer kazandık diyoruz adına. Güçlü. Azimli. Başarılı diyoruz!.. Kimimiz ise sekse, cinselliğe, hazza doyamıyor.. Aslında sadece zihninin dar odalarında kısa bir an kaybolup kaybolup geri geldiğinde yeterli ve mutlu olduğunu hatta hayatın keyfini çıkarttığını düşünüyor. Adına tatmin diyoruz!! Oysa hiç mi hiç zevk almıyoruz. İşin ironik tarafı bunun farkında bile değiliz çoğumuz.. Sınırlı kısıtlı beden, zihin, haz hapisanesinden öteye gidemiyoruz. Özgürlük adı altında küçücük dar bir alana kendimizi tamamen bağlayıp hapsediyoruz. Ruhumuzu zincirlerle ve deri kayışlarla işkence misali köle etmişiz, sözde sevgiye, güce, hazza, zenginliğe öylece dar alanda kısa paslaşmalar yaşıyoruz aslında.. Dağın tepesinde, kapkaranlık bir mağarada kendimizi ve haz öbjemizi bağlamışız iyice kaçmayalım diye.. Aman kaybetmeyelim. Yoksa elimizde başka ne var ki?

Çünkü aslında o kadar Zayıf.. Güçsüz.. Zevksiz.. Keyifsiz.. Yalnız.. Sevgisiz.. Zavallı.. Yoksun.. Yoksul.. Değersiz.. Anlamsız.. Hiç.. hissediyoruz ki kendimizi.. İşte ta derindeki o yaranın koruyucusu minik canavarın kurbanı, kuklası, esiri olmuşuz adeta!! Adeta değil gerçek bu! O yemeği yemezsek, o kadın/adam ile birlikte olmazsak, kendimiz dahil birilerini ya da bir işleri becermezsek, ona şuna buna sahip olmazsak, o bu şu bizi sevmezse!! Ölüp gideceğiz. Yok olacağız. Hiç olacağız. ……….

Üstüne üstlük esareti farkedip de mağaramızdan çıktığımızda da bir görüyoruz ki dağın tepesinde bir mağara bu ve biraz ötesi uçurumlarla çevrili! Atlayıp kaçmak istesen uçmayı bilmediğinden öleceksin! Ya naiflik edip atlayacaksın belki beni Tanrı tutar da kurtarır diye! Ya da mağaraya girip orada adına zevk, haz, tatmin dediğin şey ile acı/haz döngüsünde ölüp yitip gideceksin sonunda gerçekten bir hiç olarak boşa yaşanmış bir hayatla! Yani her türlü öleceksin aslında!!

İşte kaçacak hiç bir yerin olmadığını veya kalmadığını anladığın an herşeyin dönüşme noktası!! Farkediyorsun ki başka çaren yok! İçine dön ve acını hisset!! Gerçeği gör! Kendine aşk adı altında, sevgi adı altında, haz adı altında, ihtiyaç adı altında, gerçek adı altında nasıl bir işkence uyguluyorsun!! Farket ve dönüş.. Değişim başlasın.. Tam da Can’ının en acıdığı an’da, yer’de, kişi’de, iş’te.. Tam doğru yerdesin.. Üzerine parmağını bas.. Ve kaldırma.. Taa ki tamamen iyileşene kadar.. Acı’n tam dönüşene kadar.. Sen acının esiri olmadan onun dönüştüğüne emin olana kadar..

….

Öte yandan..
Aslında hiçiz.. Bir kere iyice hissedelim bunu.. Acıyı.. Dibine kadar hissedelim. Yüzleşelim. En dibini bir hissedip yaşayalım görelim. Nemenem bir şeymiş. Ne derin bir acı imiş. Ne derin bir açlık, yoksunluk, yetersizlik, hiçlik acısıymış bir anlayalım. Yaşayıp hissetmeden anlayamayız. İyice içimize dönüp acıyı dibine kadar hissederek anlayalım!.. Tek yolu bu.. Sonrada sarıp sarmalayalım kendimizi.. Bırakalım o acı sarsın her yanımızı.. Böğüre böğüre ağlayalım. Sarsalım iyice bir temellerimizi.. O özene bezene inşa ettiğimiz hapishane temelleri çatır çatır çatırdayarak yıkılsın. Ne ayıp kalsın, ne ahlak, ne eleştiri, ne zulüm. Gerekirse 3 ay 5 ay 1 sene her gün ağlayalım gidip gidip basıp yaranın üzerine acıyı iyice bir hissedelim.. Sonra da bırakalım sevgi şefkat merhamet çıksın içimizden yüzeye sarıp sarmalayıp iyileştirelim kendimizi acımızı bırakalım serin sulara ki dönüşsün.. Şefkat ile. Sevgi ile. Önce kendimizi affedelim. Hatalarımızı hoş görelim insanız çünkü doğal.. Kendimizi iyileştirdikçe diğer kişileri de affederek hoş görmeye başlıcaz bunu da bilelim… Önce kendimize daha sonra da diğerlerine yardım edicez..ama önce biz iyileşicez.. İşte o zaman gerçekten kendini sevmek ne demek onu bir anlayıp öğrenicez. Kendimize öz sevgimizi vermenin haz, zevk, keyif, zenginlik, tatmin ve öz gücüne kavuşalım önce. Ve anlayalım öz değerimizi. Varoluş sadece varoluşumuz ile bize bahşedilmiş o muhteşem değeri. Sevgiyi. İyiliği. Gücü. Sadece olmanın derin tatmin ve huşusunu. Bırakalım izin verelim bunu hissetmeye kendimize. İşte biz bu kadar derinden değerliyiz ve özgürüz. Kendini öz’gürce sevme sonsuz gücüne ve kapasitesine sahibiz. Ve evet biz bunu hak ediyoruz. Sadece “kendimiz ol”duğumuz için. Yaşadığımız için. Var olduğumuz için. Öylece sade ve basitce. Doğalca. Rahatça..

Ama ondan da önce zaaflarımızı farkedelim. Kendimize bir “Dur” diyelim, adını doğru koyalım isteklerimizin. Bu istek bana ne için gerekiyor? Bunun altında ne yatıyor? Sonunda hep acı çekiyorsam bir şekilde?!.. Ya da birilerinin canını yakıyorsam?! Ki bu da aslında kendi canını yakmaktır!! Bu deneyim bana iyi gelmiyor be kardeşim!! Görelim artık bunu lütfen..

Çok hoşuma gidiyor.. Canım çekiyor. Çok zevk alıyorum. Hemen olsun. Alıyım. Yapayım. Becereyim. Başarayım. Aşkımdan ölüyorum. Onu istiyorum. Sevmezse ölürüm….
Kendini kandırmayı bırak! Bunun adı ne sevgi, ne haz, ne mutluluk, ne doyum!! Bu bal gibi senin kendini sefil hisseden yönünün zaafı. Bu senin ZAAFIN.. Önce bir kabul et. Sonra bir sahip çık. Sonra da ne gerekiyorsa onu yap..
Ölüyorum mu diyorsun?! Bir Öl be kardeşim! Öl de bir gör bakalım gerçek kendin neymiş!.. Zira ölecek olan senin tamamen sahte kişiliğin..

O sefil yönün, seni nasıl daha da çok sefil, yoksun, mahrum tutarak, o bilinç seviyesinden daha da zavallılaştırıyıor, mahkum ediyor, hiçliğe, aşağılanmaya ve yokluğuna doğru!! Nasıl da aç bırakıyor seni aslında!! Açlığı kullanarak nasıl da bağımlı kılıyor seni kendi zavallıllığına ve ACI’NA!! Birak artık şu acına sığınmayı. Kendine acıyıp durmayı! Bırak ve gör ki ne kadar muhteşemsin aslında! Ve kimseye hiç bir şeye ihtiyacın yok! Öz’ünde Bir’sin zaten herşey ile herkes ile! Bırak kendini Öz’gürce kendini sevmenin kollarına.

Saflaş iyice yüreğindeki gerçek saf sevginin ifadesi ile. Kavuş gerçek haline. Saf sevgi olma haline. O seni yüreğinden iletişimle besleyecek zaten tüm ihtiyaçlarınca. Doğalca.

Sevdiğini yüreğinde göreceksin. İhtiyacın olanı doğalca bilip kendine çekeceksin. Kiminle nerede, ne yapman, evrensel boyutta iyi, doğru, güzel ise sana akıp gelecek ya da sen doğalca ona çekileceksin. Yürek birliği hissettiğin kişilerle kavuşacaksın mucize gibi doğalca bir anda. Ve yapacağın tüm eykemler dosdoğru yerli yerini bulacak usulünce. İnsan gibi insan olarak yaşayacaksın. İnsan olmanın tüm erdemli değerlerini deneyimleyeceksin. Öz’e güvenle..

Ve dahası artık derinlerindeki yaranın çekip çekip hayatında, deneyimlerinde yaşattığı Acı’nın kuklası, esiri, kölesi, çaresiz acizi olmayacaksın. Öz’gür olmanın aslında o kadar da korkulacak bir şey olmadığını farkedeceksin. Gerçek gücün sana doğalca genişleme veren sevgi olduğunu ve ondan korkmak bir yana en harika şey olduğunu keşfedeceksin. Ve onu vermek almak falan değil “O” olacaksın. Sevgi olacaksın. Doğalca akacaksın sevdiklerinle ve seni gerçekten sevenlerinle yürekten sevgi iletişimiyle.. Öz’ünü hatırladıkça bu sevgi gücün kaynağın, sen olarak, daha da büyüyecek. Sen tamamen hatırladığında “O” olduğunu. İşte o zaman her şey farklı olacak.

Hiçbir dıştan bağımlılık yaratan şeye ve dramalara gerek kalmayacak. Ne acıya. Ne üzüntüye. Ne kavgaya. Ne savaşa. “Ne de bomba patlayıp da onca masum insanın ölmesine.” Çünkü artık sen biliyor olacaksın. Hakikati. Tek gerçeğinin sevgi olduğunu. Sadece sen Sevgi olduğunu hatırladığında. Bu oyun bitmiş olacak. Ve sadece Sevgi kalacak.

❤️

Bir An Önce Hatırla Lütfen..
Şimdi. ❤️

Sen Saf Sevgi O’lansın.. Ve aslında herşeye zaten sahipsin. Ve aslında zaten hiçsin. Ve aslında zaten herşeyi O’lansın.

Sen zaten O’sun.

Hadi..
Sev’sene. ❤️ önce kendini.

Hadi Bir’likte Sev’elim. Önce kendimizi ve zaten aslında Birbirimizi.. Ve Birbirimizi sevdikçe de kendimizi. ❤️🌹
Not: “Can’ımızı yakanı en çok sevelim.. O aslında bizi Acımıza yani yaramızı şifalandırmaya götüren en direkt yoldur.. ” ❤️
14.03.2016 İstanbul

Bunlar Da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Bırakın