Chamalu

Can yakan Dost izinde gerçeğe yolculuk..

Bugün içsel atım geldi yoga yaparken meditasyon sırasında. Nasıl güzel, nasıl can, nasıl dost.. İçim ısındı.. Öyle çok ihtiyacım varmış ki bu sıcak güvenli dostluk sığınağına, anlatamam.. farkında bile değilmişim işin garip tarafı ona ve dostluğuna bunca ihtiyacım olduğunun….. yani “gerçek, saf, katıksız, doğal, yürek bilincinden akıp gelen dostluğa”… Hem de üstüne üstlük içimin gizli ama canalıcı bir köşesinin aslında cayır cayır, içten içe nasıl da yandığını, hiç mi hiç farketmemişim.. Ne acı!!.. Su gibi aktı geldi içime varlığı.. Serinletti beni bir nebze.. Halen afallamış biraz da buruk hüzünlü bir halim var… Nasıl oldu da anlamadım ben kendimi? Nasıl oldu da ihtiyacım olan dostuğu ben kendime gösteremedim? Nasıl olur da ben kendimi bunca yalnız bi başına bırakabilirim? Hele ki böylesi can alıcı bir ihtiyacım varken, haberdar bile olmam kendimden?’ Ben ki her an iç rehberliğimle iletişim halindeyim.. Bunca çalışma yapıyorum.. Bir yandan htiyaç duyup da danışanlara rehberlik edip, destek oluyorum.. Öte yandan, hergün en az birkaç saat yoga ve çeşitli doğal, içsel, dışsal çalışmalarım var.. Artık neredeyse her an bir gözüm içimde sürekli farkındalığım açık yaşıyorum.. Gel gör ki yine de atlamışım.. Saklamışım kendimden başarı ile.. Ah bu insan olma sistemi şaka gibi.. Sonsuz bir gaya kuyusu.. Uçsuz bucaksız bir evren.. Ve usta oyuncular silsilesi içimizde, hepsi birlikte yaşayan ve sürekli yeni yeni oyunlar kurgulayıp sahneye koyan bilmiş zihnimizin kurnaz yönetiminde tabii kiü.. Keşfet keşfet bitmiyor.. Bitmesini de pek bir istemiyoruz zaten.. O ayrı.. Buradaki hayat bu zaten diyoruz.. Öte yandan biz hep uyanık ve farkında olalım ki atlamayalım gizli saklı köşeleri diye uğraşıp da duruyoruz.. Hoş biz unutsak da hayat kurgulanmış bir tiyatro sahnesi misali gözümüzün önüne sunuyor herşeyi tüm açıklığı ile nasılsa! Sunsun da uzatmayalım, sündürmeyelim konuları, vaktimiz değerli boşa geçirmeyelim, kasmayalım, gerilmeyelim boş yere. Yaşayacak yapacak çok güzel şeylerimiz var sürekli sorun çözmek yerine. Di mi ya?! İyi de işte içimizdeki köşe bucağı iyice bir tam anlamıyla, layıkıyla temizlemeden de o güzel şeylerin tadını çıkartamıyoruz. Tam mutlu mesut yaşarken pat diye önümüze hiç öngöremediğimiz bir engel çıkıverriyor.. eh o zaman da ayıkla pirincin taşını misali!!. Olmuyor be ya!! Tadı kaçıveriyor her bişeyin.. Bunu yaşamamak için de uyanık olacağız, farkında olacağız tabiri caiz ise cin gibi olacağız! Gözümüzden hiç bir şey kaçırmayacağız.. Bunun için de iyi, sağlıklı, tıkır tıkır işleyen sistemlerimiz olacak. Bu sistemin her bir parçası da sonsuz değerli olacak bizim için. Olmazsa olmazları da sezgi ve duyarlılık olacak.. Aman her bişeyden nem kapmak gibi algılamayın sakın bunu?! Bu çok daha bütünsel, kapsamlı ve yürek merkezli yönetilen, yürek-beyin-zeka desteği ile anlama-analiz etme ve iz sürme, sonuca doğru yoldan ulaşma gibi yetileri de yanında olmazsa olmazı olarak gerektiren, herkesin kendine özel ve özgün, bünyesine uygun olan çok değerli bir sistem.

…..

Atımın rengi gri.. Beyaz benekleri var yer yer.. Yeleleri griden beyaza.. Ve dünya tatlısı beyaz gür kirpikleri var.. Nasıl sevimli ve güzel bir ifade katıyor güzel gözlerine anlatamam.. En çok o dilkatimi çekti.. Kalbim heyecanla pırpır etti ve içime tam göğsümün ortasına yüreğime doğru ılık ılık birşeyler aktı. Bu hissi tanıyorum bunun adı gerçek sevgi.. Aşkın en tatlı ve yumuşak duyarlı hali.. Kızım doğduğunda onu ilk gördüğüm anda yüreğim açılıp bu ılık ılık sevgi içime akmıştı oradan da kızıma doğru. O an aşık olmuştum. Aynı duygu..

Aslında bu gri dünya güzeli atım beni çok şaşırttı zira hayalimden öte bir şey bu… Çünkü ben kendimi bildim bileli siyah ata aşığımdır.. Beni yakından tanıyanlar ile paylaşmışımdır bunu.. Şimdi de sizinle:) Herkes beyaz atlı peşindedir:)) ben simsiyah at peşinde:)) Furi vardı biz epey küçük çocukken televizyonda dizi kahramanı simsiyah vahşi asi bir at!! Sanırım siyah at aşkım onunla başlamıştı.. Şimdi nereden de çıktı bu dünya tatlısı gri beyaz benekli at!?!

Soruyorum kendisine hemen içimden, sesizce telepatik bir konuşma bu, düşüncemde soruları zihnimde soruyorum, o da aynı şekilde cevaplıyor.. vizyon çalışmalarım ve şamanik yolculuklarımdan alışkınım bu yönteme.. Sen kimsin? Nereden geldin? Ben mi çağırdım seni? .. Ve durduruyorum kendimi ki cevaplarını duyabileyim. Yani algılayabileyim.. Pür dikkat kesiliyorum..

“Dur sakin ol.. Hepsini söylicem zaten bunun için buradayım diyor..” sakin sevecen hafiften de bilge bir tavır ile..

“Hoş sen Ateş Atısın çin burcunda.. Doğru ya!.. Kime diyorum ki ben dur sakin ol falan!!:)) en sakin halin bu olsa gerek.. O da yoga meditasyonu sakinliğinde olduğundan..:)) diye sempatik ve esprili şekilde ekliyor..

“Aaa nereden de bildin ki?! Evet Ateş Atı benim çin burcum ve tüm özelliklerini taşıyorum neredeyse. Ve Atlara ondan da çok yakın hissediyorum kendimi hep benzetiyorum..doğru..” diyorum biraz afallamış şekilde.

“Tabii ki bilicem..:)) Ben senin içsel Atınım.. Ruhunun bilge zeki bir o kadar da duyarlı bir parçası.. Ve rehberinim bu günkü yolculuğunda..” Diyor sakince..

“Peki neden şimdi? Neden bugün geldin?”

“Aslında ben hep seninleydim.. Rüyalarında.. İçsel yolculuklarında.. Ve hatta gün içinde bana ihtiyacın olduğunda.. Sadece sen bunu hatırlamıyorsun ve farketmedin.. Biraz daha dikkatli baksan beni görebilirdin.. Şimdi ise yardım diledin, dua ettin ve niyet ettin net bir şekilde ve cevabı alacağından emin olarak güvendin, yani beni sen çağırdın..”

“Allahallah hangi duama cevapsın acaba?! Pek de hatırlayamadım ama neyse mutlu oldum seni görmekten en çok da hissetmekten.. Öyle sıcak öyle güven veren bilge bir dost enerjin var ki.. Hep yanımda ol sen!..”

“Tam da bunun için geldim zaten.. Ben senin en dost parçanım.. Öyle canı gönülden için yanarak gerçek dostluğu hissetmek istiyorum Allahım sen bana yardım et dedin ki.. İşte buradayım!..”

“Hakikaten enteresan oldu bu.. İyi ki dilemişim o zaman.. Sevdim seni çok..”

“Sevicen tabii ben senim..”” Hadi gel seninle şöyle kısa bir yolculuğa çıkalım.. Sen beni can kulağınla dinle.. Ve içini rahat tut.. İhtiyaç duyduğun tüm cevapları alacaksın böylece ve iyileşecek tüm bu konudaki yaraların, dinecek acıların ve içindeki en iyi dostluğu keşfedeceksin.. Hadi gel bin sırtıma şimdi önce..”

Önce biraz tanımak istedim kafasına uzatıp elimi sevdim kısacık sert ancak bir o kadar da yumuşak hisler veren sıcacık teninin yansıdığı tüylerini okşadım.. İnanılmaz güzel ve içimi ısıtan bir duygu idi. Daha önce bu kadar net böyle bir his yaşamamıştım. İçime işledi resmen.. Sonra ruhunu, kalbini hissettim.. Ve yavaşça sırtına çıktım hem de tek hamlede!.. Mucize.. Hiç fiziksel hayattaki deneyimlerime benzemiyordu.. Birkaç kere ata binmiştim. Hep de bir hafif huzursuzluk olmuştu içimde. Bunda değil huzursuzluk, huşudan kendimden geçtim resmen:) sonra sırtına yattım. Sarıldım, yelelerine kafamı koydum. İçim açıldı bir anda ve bütünleşiverdik aniden. Bir olduk. Onun bedeninde bir ve tek olduk. Kalbini ruhunu düşünce ve duygularını hissediyordum artık tamamen. Hem kendiminkiler hem onunkiler.. Birkaç saniyede tamamen uyumlandım.. Ve artık ben “o” idim. Gri beyaz benekli At..

Önce yavaş sonra hızlanarak toprak bir patikada koşmaya başladık. Yelelerimiz rüzgarda savruluyordu harika bir duygu özgürlük işte bu oldum.. Ardından ağaçların arasından yoğun bir ormana girdik.. Yemyeşil devasa çam ağaçları.. Hepsi tek tek bizi yani beni selamlıyordu.. İçim daha da sevgi ve sevinç ile doldu. Dostluk duygusu sardı her yanımı.. Olduğum şeye kabul, sınırlarıma ve olduğum şeye saygı, ve derin yürekten bir sevgi.. Minnettarlık.. Bencillikten ve herhangi bir menfaat, beklenti, kontrol duygularından çok uzak.. İhtişamlı varlıkları ile dimdik tüm güçlerine sahip devasa sapasağlam ağaçlar.. Ve en ufak bir güç kullanımı ya da güç gösteri htiyacı taşımayan gerçek gücün ifadesi.. Tümüyle hissettim.. Anladım..

Sonra bir ceylan çıktı karşımıza aniden.. Bizim süratimizden şaşkınlık ve tedirginlik içinde kalakaldı yolun tam ortasında.. Ve biz bir anda kendisine çarpmadan, ve kaçamayacağını anladığımızdan tüm gücümüzle havalanarak üzerinden atladık.. Sevgimizi yollayarak dünya tatlısı masum varlığa.. İncinebilirliğe saygı duyup, kendi gibi öncelikli korumak da bu olsa gerek diye algıladım.. Güçsüz güçsüz karşıma da çıktı ne işi var bu acizin burada bir de bununla mı uğraşıcam demeden!! Onu ve varoluştaki o anki anlamını küçümsemeden..

Sonra yolumuz bir akar suyun göle karıştığı yere geldi. Öyle güzeldi ki. Arkada ağaçlar, dallarında cıvıl cıvıl kuşlar.. Gölde balıklar.. Su ayna gibi.. Akarsuya bakınca da gürül gürül tüm taşlarını yerinden oynatırcasına deli deli akan suyu görüp içim coştu. Bir yandan da biraz ürktüm. Açıkçası ne düşüneceğimi bilemedim..

Yavaşça ayrıştım atımdan.. Sırtına oturdum.. Biraz sersemlemiştim yolculuk boyunca aldığım bilgilerden.. Henüz sindiremedim hepsini biraz zamana ihtiyacım var.. Ve kafamda oluşan yeni sorularımı bir yana bırakıp anın tadını çıkarmaya ve algımı iyice açmaya niyet ettim.

……

“Üzüldün..” Dedi atım. ” Geçen gün çok üzüldün.. ” içinin yandığını hissettim.. Seni özgürleştirmek istedim bu acıdan.. Ancak sana ulaşamadım o an.. O can dostum dediğin kişiden bu kadar kırılacağın aklına gelmemişti belki.. Ya da artık olmaz.. Eskisi gibi değilim ben.. Kimse beni incitemez.. Diye düşündün.. Kimseyi o kadar yakınıma sokmuyorum.. Ya da beni kıranları eledim hayatımdan sadece 2-3 dost bıraktım.. Onlara da güvendiğim alanlar belli.. Hem zaten ne olabilir ki.. Mesafe koyarım olur biter dedin.. Kısıtlarım güven alanlarımı.. Yani alabileceğin tüm önlemleri aldın sonuçta. Aklın, bilgin, yeteneklerin ve tecrübelerin yettiğince.. Haklısın. İyi de noldu şimdi? Koruyabildin mi kendini? Yine geldi hiç olmaz bu yapmaz dediğin candostun, asla bu konuda bana zarar verecek, beni incitecek bir şey yapmaz dediğin konuda canını alırcasına yakıp geçti.. Gitti.. Hiçbir şey olmamışçasına da yoluna devam etti.. Noldu şimdi? Ne anladık biz bu durumdan? Dostluk bunu yapar mı? Ya dost dediğin kim acaba? Ve sen aslında kendine ne kadar dostsun? Hiç düşündün mü? Hiç baktın mı bu yana?..”

“Aslında çok düşündüm o yaşadığım şok edici olaydan sonra.. Nerede hata yaptım? Nasıl oldu bu iş? Neden yaşadım böyle bir şeyi? Ve aslında hayatta dost yok mu? Ve en sonunda ee ben şimdi dostsuz napıcam? Çünkü benim kafamdaki dostluk kavramı bu yapılan hareketi dostluk sınırlarımın, anlayışımın içine oturtamıyor bir türlü.. Ya o kişiye artık dostum demicem, onu o kategoriden çıkartıcam.. Ki kendi kendini çıkarttı zaten o konumdan.. Ya kafamdaki dostluk sınır, davranış ve değerlerimi değiştiricem ki bu da zor.. Erdemli değerler ve test ederek yine yine onayladım her birini.. Ya da tamamen dostluğa lanet okuyup.. Dostluk mostluk yok bu dünyada her şey yalan dicem ve durumu tamamen genellicem.. Bu kaçıncı hayal kırıklığı, kaçıncı aldanış, kaçıncı kazık yiyiş?!… Aptal mısın sen?! Yok işte dost most olsa onca şair, yazar, düşünür hep yediği dost kazıklarına dem vururmuydu en hakiki eserlerinde? Demek ki bu böyle. Unut!! Dost yok bu dünyada..”

“Peki sen neye karar verdin? Hangisini seçtin?”

“Seçemedim.. Sanırım hayata küstüm onun yerine..”

“Aa bak bu çok güzel olmuş.. Dostluk işe yaramış burada..”

“Nasıl yani? Şaka yapıyorsun heralde?!..” Diye çıkıştım. Hafif alıngan ve kırılgan bir şekilde sinirlenerek böyle benim için hassas bir konuda dalga geçtiğini düşünerek..

“Biliyorsun ki bu boyut yaşamda her şey zıttı ile mevcut.. Küsme haline kadar ilerlediysen.. Barışmaya ve ihtiyaç duyduğun cevabı bulmaya çok yaklaşmışsın demektir.. Ee dostluk da işlevini yapmış işte.. Seni hazinenin kapısına kadar götürmüş.. Dost dediğin nedir ki? Her biri bir diğerinin aynası olan bu yansımalar diyarında seni sana anlatan değil midir?..”

“Beni bana böyle mi anlatacak?! Bırak Allah aşkına ya?!..” Diye isyan ettim.. “Olmaz olsun böyle dost.. Düşmanımdan bekleyebileceğim bir davranış bu ancak!!.. Tüm güvenim kırıldı.. Hatta tüm güvensizliklerim tavan yaptı.. Yapayalnız, küçük, aciz, güvensiz, değersiz bir çocuk gibi hissettim kendimi.. Canavarların içinde, ortada kalakalmış gibiydim öylece.. Çok üzüldüm. Reva mı bu bana? Bunca gösterdiğim dostluğa rağmen hem de… Benim için ne kadar önemli olduğunu bilirken.. Ona verdiğim değeri de hiçe sayarak.. Ve benim canımı acıtacağını bilerek.. Olur mu böyle şey?! ”

“Heh.. Tam da bu işte canalıcı nokta.. Tam acın olan, yaran olan yere bir tutam tuz ile basmış parmağını.. Sen de böylece orada belki de taa doğuştan beri var olan bir yaranın farkına vardın.. Al sana iyileştirmek için bir fırsat..”

“Ne yani bunu yaparak bir de bana ilyilik ettiğini mi söylüyorsun şimdi?! Daha neler?!… Yok artık!!.. Pes valla!…”

“Ona sen karar ver!.. Tabi ki o bunu bilerek, bilinçli, sana iyilik olsun diye yaptı ya da yapmadı meselesi değil bu.. Kimbilir belki öyle, belki değil.. Ancak sonuçta bunu nasıl algılayıp da fayda yaratacağını en iyi bilen sensin.. Kömürü elmasa çevirmeyi bugüne kadar harika başaran ve bunu insanlara anlatan hep sensin.. Bu konuyu da böyle görmek senin insiyatifinde.. Ben sadece farkında mısın diyorum.. Ayrıca o kişiyi de yine istediğin yere koy.. İster çıkart hayatından ister mesafe koy istersen de affet bırak akışına hayat zaten gereğini görecektir.. Sevgi ile yolcu et… O zaten rahat edememiş senin dostluk alanında.. belki onu yanlış yere koyan sendin.. O da gerçeğini gösteriyor sana.. Bana büyük geldi bu biçtiğin rol ve kostüm diyor.. ”

“Hımm.. Bak bunu hiç böyle düşünmemiştim.. Hayatımda o kadar çok kişi onları koyduğum değerli yerlerinden patır patır düştü ki.. Bu sanırım benim yeniden itina ile düzenlemem gereken bir alan.. Ben yanlış yapıyorum bu konuda demek ki.. Ya da bu konuda daha doğru bir görüş, düşünce/değerlendirme sistemi ve davranış biçimi geliştirsem sanki çok daha iyi olacak.. Böylece bu kadar canım da yanmayacak..” “Sanırım anlamaya başladım..”

“Aynen.. Böylece de kendine en büyük dostluğu yapmış olacaksın.. Farkında mısın?!..”

“Ooo… Bu çok anlamlı oldu şimdi bak!!.. Gerçek dostum.. Teşekkür ederim bana zeki, sadık, güvenilir, hoşgörülü, anlayışlı, içten ve yürekten şefkat dolu, ince, nazik düşünceli, geliştirici, destekleyici, vefalı ve duyarlı bir dost olduğun için..”

“Ne demek.. Bir yürek yolu ötendeyim sadece.. Hatırla.. Dile.. İman et.. Seslen yeter.. Yanındayım.. Daima.. ” dedi gri Atım.. Gerçek bir dost gibi..

…..

Derin gevşemeden çıkıyoruz.. Yavaşça gözlerinizi açabilirsiniz dedi Yoga hocamız..

Ne harika bir yolculuktu bu.. Huzura, güvene, dostluğa, gerçek sevgiye, Öz’e ulaştıran.. Günlerden sonra yüzümü yine güldüren.. Çok şükür herşeyden önce kendimin en iyi dostu olmayı hakettiğimi öğreten hayata.. Ve Gri Atıma..

….

İstanbul, 11.12.15

Not: ilişikteki fotoğraf bana ait değildir.. Yolculuğumdaki ata benzerliğinden dolayı alıntıdır..

Bunlar Da İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Bırakın